Sonbahar yine karaya çalıyor.
Rüzgarda bir jilet tadı hep kesiyor,
hep kanatıyor yaraları.
Ve ölüm müziği çalıyor,
şehrin kayıp çocukları.
Elimde şarap şişesi,
İstanbul’u turluyorum.
Sokaklarda kan lekesi,
sokaklarda ölümün sesi…
Ölüm sadece bir sigara nefesi.
Karşımda kan denizi, kollarımda jilet izi.
Hatırlasana deliler gibi seviştiğimiz,
deliler gibi savaştığımız,
hayata inat sövdüğümüz,
hayata inat öldüğümüz dünleri…
Birbirimize verdiğimiz ilk hediyeyi,
buz kesmiş jileti hatırla!
Morgda seviştiğimiz,
ve soğuğa inat terlediğimizi hatırla.
Birbirimize bağlanmamak için
kaç bağlacı, boğazın o akıntılı sularına yolladık acaba?
Kaç bağlacın kafasını uçurduk kuytularda?
Açık seçik küfretmek için,
sokak ortasında öpüşmek,
sessiz ve terlemeden sevişmek için
kaç şırınga sapladık damarlarımıza?
kaç defa saf alkol içtik?
kaç sigara çektik?
ve sonra;
ama sadece bir defa,
gidip geldik hayatla ölüm arasında.
Sonbaharın karaya çalan yamacında…
Tanrı kuralları kendince yazıyor.
İlk gidişimizde öldük anlasana!
[spoiler mesaj="Yazı hakkında bilgileri görmek için tıklayın"]Bu şiirimi 2006 kasım ayında Yüxexes dergisinin Karakalem eki için Altay Öktem’in isteği üzerine yazmıştım
O zamanlar altayoktem.net yöneticisiydim
Seveceğinizden emin gibiyim… Lütfen şiiri okuyup, dini sohbetlere başlamayalım… Edebiyata din karıştırmayalım
[/spoiler]
Tebrikler,çok güzel.Umarım ilerde kitap yayımlarsınız.
Teşekkür ederim, beğendiğinize sevindim
çok güzel de bence hayata biraz karamsar bakıyorsunuz ben 12 yaşındayım we aşkın ne demek olduğunu bilyorum tamam da hayatta yaşanacak onca güzel şey warken gidipde aşk illetini bulmanız tesadüf mü o mu sizi çekiyor bilemiyorum we en kısa zamanda size yeni şeyler öneriyorum mesela başka biryerlere gitmek yemek yapmak denemeniz gereken şeyler yine de kendiniz bilirsiniz tabi