“Ellerimden tut ki, düşmeyeyim yalnızlığın karanlık yamacına…”
Öyle bir sarılayım ki sana, yağmura karışsın gözyaşım… Ağladığımı kimse görmesin, sen hiç farketme bile…
Sesimi çıkartmam söz. Sen üzülme diye…
Ellerimden tut !
Ve bir daha bırakma beni, yalnızlığın koynuna. Bir daha hiç soğuk olmasın o oda. Dört duvar arası olmasın yalnızlığın adı.
Sensiz de olmasın ama. Sadece sonsuz olsun…
Ellerimden tut !
Tut ki, tek başına yaşanmasın aşk. Tut ki, bıraktığında, başı boş olmasın yalnızlık. Bir sebebi olsun.
Sebebinin bir anlamı olsun, sebeplerin en güzeli olsun, o sebebin adı, “sen” olsun…
Ellerimden tut !
Bırakırsan, bir çocuk beşinci kattan uçuruma düşecek inan bana. Bir değil binlerce sigara daha sönecek, o koyu karanlıkta.
Ağlayamayacak belki de. Gözlerini de bırakıp kavuşacak, senden kalan yalnızlığına…
Ellerimden tut !
Artık olmayacak, bir daha yaşanmayacak bir başına. Çünkü bu dünyadayız.
Ve bu dünyada:
“Ya bir başınasındır, ya iki başına”